Bilginin Ayrımları

Varoluş sıfatına dahil olan insan formu varoluş özünden beri sürekli ilerleme kaydedip her yeni safhada kendine yeni bir bilgi enjekte etmektedir.


Bu devinim sayesinde insan varlık anlayışını çeşitli alanlara yayarak kendi varlık aleminde bölünmüştür.
Kimi devinimini bilime, kimi tarihe, kimi astronomiye vb. gibi alanlara yaymıştır.


Devinimlerin türleşmesinin aslında insanın bilgisinden ziyade merakına dayalı olduğu su geçirmez gerçektir.
Fakat arayışlarını merak sürrealistliği özerkliğinde bırakmayıp, bilgiyi edinmeside en nihayi amaçtır.


Burada amaç insanı bir kalıba sığdırmak değil, insanı kalıbsızlaştırıp aslolan olan kimliğini ortaya çıkarmaktır.
Çeşitli hipotezlerin sonucunda insanın çelişki ve deneyimlerinden bilgiyi edinim yolu merak iç güdüsüdür.


Evvelden ele aldığım konular aslında bilgiyi kullanım biçimleriydi.
Salt olansa edinim değil kullanımdır lakin elde etmek de kullanmak kadar mühim bir husustur.


Bilgi sonsuz olduğu kadar insan algısında sonlu bir yapıdır.
Sonsuzluğu sonlu bir yapıda gözlemlemek de son derece abes olurdu.
İnsan kendi tabiyatının el verdiği kadar bilgiye ulaşım sağlayabilir.


Çünkü insan sınırlarının dışına çıkmayı her ne kadar istesede kendi özünde bulunan tasarım kanunlarını geçmeyi beceremez, geçse dahi insan vasfından mükellef olup ‘morla’ (Delilik) sıfatına dahillik gösterir.


Bilgiyi kazanım ve kullanım sınırlandırmalara tabii olsa da bu bilgi edinimden vazgeçmeyi öğütlemez.


Aksine bilgisizliğin sınırlandırmalarını, bilginin sınırsızlığındaki sınırlandırmalarına yeğ tutmamalıyız.

Diğer bi konu :

Bilginin erdemi

Bilgiyi edinim yolları her ne kadar farklılaşmalarla da olsa salt olan bilgiyi edinmektir.
Bilgiyi edinen veya edinme yolunda çaba harcayan kendini tekrarlayan veya tekrarını tekrarlayan kimselere toplumsal yapıda ‘bilge’ sıfatı verilmiştir.


Ancak olay itibariyle hayıflanacak bir örüntü ortada dolaşıp durmaktadır.
Nedeniyse her bilgi edinen kimse bilge sıfatına dahil edilmez.
Bilge kişinin bilgi dışında kendisinde barındırması gereken bir çok farklı faktörler vardır.


Bunlardan en önemlisiyse erdemdir.
Her ne kadar bilge sıfatı bilgili kişi anlamına gelsede bir bilgiyi öğreten kişi o bilgiyi de uygulamak zorundadır.


Aksi takdirde kötü davranışta bulunmayın deyip aksini yapan bir bilge ne kadar bilgelik sıfatını hak etmiş olur.
Veya bildiğini sandığı bilgilerin ne kadar doğru veya yanlış olduğunu kendisi ölçüp tartsa dahi bu bilgelik sadece kendi terazisinde ağır basar.


Bilge kişinin sahip olması gereken yegane tutum bilgisini aktarırken erdemini de empoze etmesidir.
Sonuç itibariyle insan besine, ruhsa bilgiye açtır.


Alerjimiz olan bir yemeği ne kadar çok yersek o kadar doyarızdan ziyade bir o kadar da işleri yokuşa doğru sürmüş oluruz.


Ruhun bilgiye açlığını da yanlış olan bilgilerle karşılarsak onu doyurduğumuzu sansakta belirli bir yerde artık ruhumuzu zehirlemiş oluruz.


Onun için bir bilge öğütlerini doğruluğun doğrultusunda öğütlemelidir.
Aksi takdirde bildiğini sandığı bilgiler, bilgi sıfatından çıkıp birer zehire dönüşürler.
Bilgenin erdemiyse bu durumlarda her zaman önlem niteliğindedir.


Çünkü bilgiyi yönlendiren akıl olsa da erdem sahibi bir bilge aklını ve erdemini doğru bir paradigmada ilerleterek bilginin erdemine erişmiş olur.
Bu sayede erdemli bilgi zehir olmaktan çıkar ve artık panzehir olma yolunda emin adımlar atar.


Fakat erdemi algılama yönleri de bilgelik sıfatındaki kişiyi çelişkilere sürükleyebilir.
Nasıl ki doğru kavramı her konuda her insana göre uygulanamaz, erdem kavramı da her bilge için aynı vasfı taşıyamaz.


Asıl itibariyle erdem bir ve tek olmalıdır ancak kişiler kendi çıkarları için kendi erdem çizgilerini oluşturmuşlardır.
Bilgelerin erdemi de tek ve bir olmalıdır.

Aynı vasfı taşıyamayan erdem, erdemden yoksunluk ve kaybolmuşluktur.


Bazı kavramlar nesnel olmaya mecburdur ve erdem bu mecburiyetin arasına kesinlikle girmelidir ve öyledir de.
Lakin erdemi evirip çevirip kendi fikirlerine göre eğip büken bilgelerin erdem anlayışı erdemsizliğin birer örneğidir.


İnsanın özündeki erdem, her ne olursa olsun, özelliğini kaybetmeyen değerli bir taş gibi olmalıdır.

Marcus Aurelius


Konuyu tam anlamıyla özetleyen ve tam manasıyla açıklayan bu söz gibi erdem özelliğini kaybetmemelidir.
İnsanlar her bilgi sahibi insana bilge sıfatını vermekten vazgeçmeli ve bilginin yanısıra erdemli bilgiyi aramaya koyulmalıdırlar.


Objektif olarak ele alıdığım erdem, başkasına göre tamamen öznel yargı da olabilir.
Bu da şunu gösterir erdemsizliğini kabullenmeyen her birey gerçekleri görmezden gelir tıpkı şu an olduğu gibi.


İnsan olarak hepimizin hataları, suçları, zaafları vb. şeyleri olabilir ama hepimizin vicdanı, merhameti ve erdemi bir ve tek olmak zorundadır.
Bu doğrultu da hepimizin bilge tanımı ve bilge kişinin önderliğindeki bilgi kavramı vicdan, merhamet ve erdem üzerine kurulu olmalıdır.


Ve bu oluşumsa beynelmilellik sıfatına dahil olmalıdır.
Bilgiyi edinim ve paylaşım da birer erdemdir ve erdemin gerekliliklerinden biri de lütfetmektir.


Lütuf ederken de erdemli olmalıyız ki esas lütuf sahibi kimse erdemli kimsedir, erdemli kimseyse bilgi sahibidir.
Erdemli kimsenin bilgi sahibi olma nedeni, onun doğru düşünme yetisine vakıf olmasından ileri gelir.


Doğru düşünce bilgidir.

Platon


Sözünün doğrultusunda erdemli kişinin doğrusu insanların doğruluğuna yakınlık gösterir.
Bu nedenle erdemli bilge doğru düşünerek bilgiye, erdemsiz bilge düşünerek kendi bildiğini sandığı bilgiye ulaşır.